Türkiye'de üretici uzun zamandır konuşmuyor; çünkü konuşsa da duyan yok. Her hasat mevsimi aynı hikâye yazılıyor: Artan girdi maliyetleri, düşen alım fiyatları, aracıların arasında ezilen çiftçi ve yine ertelenen bir Hal Yasası. Yıllardır "çıkacak" denilen ama bir türlü üreticinin lehine çıkmayan bu düzenleme, artık bir ekonomik başlık olmaktan çok, bir adalet meselesine dönüşmüş durumda.
Tam da bu noktada Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu'nun Hal Yasası üzerinden yaptığı çıkış, yalnızca bir siyasi değerlendirme değil; üreticinin içinden geçen ama yüksek sesle dile getirilemeyen hakikatin tercümesi oldu. Ağıralioğlu'nun sözleri, süslü cümlelerden değil, tarladan, ahırdan, halden süzülüp gelen bir itirazdı.
Bugün tartışılan Hal Yasası düzenlemesinin, gıdanın yalnızca yüzde 15'ine temas ettiğini söylemek, gerçeği saklamadan konuşabilmektir. Çünkü milletin sofrasını belirleyen et, süt, yumurta, bakliyat, yağ, un bu düzenlemenin dışında kalıyorsa; yapılan iş vitrin düzenlemesinden öteye geçmez. Üretici bunu biliyor, tüketici hissediyor ama çoğu zaman karar vericiler görmezden geliyor.
Ağıralioğlu'nun asıl farkı da burada ortaya çıkıyor. Gıda meselesini sadece "fiyat artışı" olarak ele almıyor; üretim, hukuk ve millî güvenlik ekseninde değerlendiriyor. "Gıda meselesi, hükûmetin beka dediği şeyin ta kendisidir" ifadesi, hamasi bir slogan değil; ithalata bağımlı hale getirilen tarımın, stratejik bir kırılganlık alanına dönüştüğünün açık itirafıdır.
Üretici neden yıllardır mağdur? Çünkü sistem onu tüccara mahkûm ediyor. Kooperatifçilik güçlendirilmiyor, havza bazlı planlama yapılmıyor, aracı zinciri kısaltılmıyor. Kayıt dışı haller kural koyucu, devlet ise seyirci konumunda kalıyor. Şehir halleri zayıflatılırken, mahalle bakkalı, kasap, manav birer birer kepenk indiriyor. Zincir marketler büyürken, üretici küçülüyor.
Yavuz Ağıralioğlu'nun dile getirdiği her başlık, üreticinin yıllardır söylediği ama muhatap bulamadığı gerçeklerdir. Hal içi ve hal dışı satışta vergi adaletsizliği, küçük esnafın korunmaması, üretimin teşvik edilmemesi… Bunlar teknik detaylar değil; doğrudan sofraya, doğrudan geçime dokunan meselelerdir.
Bu yüzden Ağıralioğlu'nun Hal Yasası çıkışı, üretici için bir umut tazelemesidir. Yıllardır "belki bu yıl" diyerek beklenen düzenlemenin, ilk kez bu kadar açık, bu kadar sahici ve bu kadar üretici merkezli bir dille konuşulması önemlidir. Sorunu perdelemek yerine adını koyan bir yaklaşım, çözümün de kapısını aralar.
Türkiye'nin gıda güvenliği, üreticinin ayakta kalmasına bağlıdır. Üretici ayakta değilse, beka söylemleri havada kalır. Bugün yapılan tartışma, sadece bir yasa tartışması değil; kimin yanında durduğumuzu gösteren bir turnusol kâğıdıdır. Ve bu kez, yıllardır görmezden gelinen üreticinin sesi, siyasetin gündemine gerçek adıyla girmiştir.