Son günlerde DEM Partili milletvekillerinin, Halep'i "Kürt toprağı" olarak ima eden açıklamaları, tarih bilgisinden değil, siyasi mühendislikten beslenmektedir. Bu söylem ne akademik gerçeklerle ne de uluslararası hukukla örtüşmektedir.
Halep, binlerce yıllık tarihinde çok sayıda uygarlığın ve halkın birlikte yaşadığı kadim bir şehirdir. Araplar, Türkler, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler bu şehrin tarihsel dokusunun parçasıdır. Ancak bir şehirde yaşamak, o şehri bir etnik grubun "tarihi toprağı" ilan etme hakkı vermez.
Tarih nettir: Halep hiçbir dönemde bir Kürt devleti, Kürt emirliği ya da Kürt siyasi egemenliği altında olmamıştır.
Osmanlı arşivleri, İslam tarihçileri ve modern akademik kaynakların hiçbirinde Halep "Kürt toprağı" olarak tanımlanmaz.
Kürt siyasi yapılarının tarihsel merkezleri Diyarbakır, Botan, Hakkâri, Bitlis gibi bölgelerde olmuştur; Halep bu listenin dışında kalır.
Bugün ise Halep'in statüsü tartışmasızdır: Halep, uluslararası hukuka göre Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemen toprağıdır.
Bu gerçeği görmezden gelerek etnik aidiyet üzerinden toprak tanımı yapmak, tarihi yeniden yazma girişimidir ve bölgeyi istikrarsızlaştıran tehlikeli bir dildir.
Açık konuşmak gerekirse: Bu tür söylemler barış dili değil, birlikte yaşamı değil, etnik sınır çizme siyasetini besler.
Türkiye'de siyaset yapan DEM Partili milletvekillerinin, başka bir ülkenin kadim bir şehrini etnik mülkiyet iddiasıyla tartışmaya açması, sorumsuzluktur. Tarih, sloganla değil belgeyle konuşur.
Halep Kürtlerin yaşadığı bir şehir olabilir; ama Kürtlerin toprağı değildir. Halep, bugün de dün de etnik mülk değil, çok kültürlü bir şehir olmuştur.
Tarihi çarpıtarak siyaset yapılmaz. Yapılırsa da kimse kusura bakmasın buna sessiz kalınmaz.
