Siyasetçiler kürsüye çıktığında sözcükler dökülür.
Ama rakamlar da sessizce varlığını sürdürür.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin emeklilere destek söylemleri her altı ayda bir tekrarlanıyor.
Her defasında aynı hitap, aynı vicdani çağrı…
Fakat bu çağrılar sonuç üretmeden sahneden inerken, gerçek hayatın verileri farklı bir hikâye anlatıyor.
Resmî TÜİK verilerine göre Türkiye'de istihdam edilenlerin sayısı yaklaşık 32,7 milyon kişi civarında seyrederken, işsiz sayısı hala 3 milyonun üzerinde seyrediyor (%8,5 işsizlik oranı). Bu oran kadın ve genç nüfusta çok daha yüksek tablo ortaya koyuyor.
Sözgelimi, emeklilik sonrası çalışmaya devam edenlerin sayısı 2 milyonu aştı. Bu, sadece istatistiksel bir veri değil; emeklilerin geçinebilmek için yeniden çalışma zorunluluğunun çatlak sesidir.
Bir yanda çalışanlar, bir yanda iş bulamayan gençler var. Resmî rakamlar işsizliği 3 milyonun hemen üzerinde gösterse de, geniş tanımlı ölçümlerde milyonlarca kişi hâlâ istihdam edilememiş durumda. İş gücüne katılmayanlar, eğitimde olmayanlar ve istihdamdan umudunu kesenler tabloyu daha da ağırlaştırıyor.
Bu demografik tablonun ortasında 15 milyonun üzerinde emekli nüfusu bekliyor.
*Not: TÜİK'in en güncel yayınlarında emekli sayısına ilişkin detaylı istatistikler zaman zaman farklı kaynaklarda yer almaktadır.
Sözlerin Tekrarı, Sonuçların Erozyonu "Emeklilerimizin yanında olacağız."
Bu cümle kulağa hoş geliyor.
Ama altı ayda bir yinelenen bu cümle, sonuç üretmediğinde kulaklarda hoş değil, tuzak gibi çınlıyor.
Çünkü Türkiye'de: Çalışanlar hala büyük ekonomik baskı altında. İş bulamayan milyonlar, belirsizlik içinde. Emekliler geçim derdiyle çalışmaya devam ediyor.
Genç nüfusun bir kısmı ne eğitimde ne istihdamda. Bu tablo; kısa sözlerle, geçici vaatlerle kapatılamaz.
Savaş meydanlarında komuta eden bir liderin sözü cesaret taşır. Fakat ekonomik ve sosyal hayatta liderlik, sözden ziyade sonuç üretmekle ölçülür.
Eğer Türkiye'de her altı ayda bir "Emeklilerimizin yanındayız!" denilecekse, artık bu sözün karşılığında somut adımlar görmek istiyoruz.
Söz, eyleme dönüştüğünde anlam kazanır.
Aksi halde, aynı cümlenin tekrarından öte
kaybolan umutların hesabını kim verecek?
