Bugün, 4 Şubat 2026 Çarşamba

ABD İran’ı Vurabilir mi? Asıl Soru: Sonrasını Kontrol Edebilir mi?

ABD İran’ı Vurabilir mi? Asıl Soru: Sonrasını Kontrol Edebilir mi?

Tarih: 02.02.2026 21:04 Güncelleme: 02.02.2026 21:30
ABD İran’ı Vurabilir mi? Asıl Soru: Sonrasını Kontrol Edebilir mi?

Ortadoğu’da tansiyon her yükseldiğinde aynı soru yeniden soruluyor:
ABD, İran’ı vurur mu?

Teknik cevabı basit: Evet, vurabilir. Ama gerçek cevap o kadar kolay değil.

Bugün ABD’nin Ortadoğu’da yaklaşık 52–55 bin askeri, Körfez’de uçak gemileri, Katar’dan Bahreyn’e uzanan üs zinciri ve dünyanın en gelişmiş hava gücü bulunuyor. Kâğıt üzerinde bakıldığında İran’a yönelik sınırlı ya da geniş çaplı bir saldırı mümkün.

Ancak mesele “vurmak” değil; sonrasında ne olacağı.

İran, Irak değildir. Libya hiç değildir. 90 milyona yaklaşan nüfusu, dağlık coğrafyası, derin savunma hatları ve en önemlisi bölgeye yayılmış vekil güçleriyle İran, klasik bir hedef değil; bir zincirleme kriz merkezidir.

ABD olası bir saldırıda büyük ihtimalle kara harekâtına girmez. Bu hem askeri hem siyasi bir intihar olur. En muhtemel senaryo; nükleer tesisler, füze üsleri ve Devrim Muhafızları’nı hedef alan sınırlı hava ve füze operasyonlarıdır. Yani “mesaj veren” ama rejimi devirmeyi hedeflemeyen bir saldırı.

Peki İran böyle bir darbeye nasıl karşılık verir? İran’ın savaş doktrini netti “ABD’yi doğrudan değil, bölgeyi yakarak yıprat.”

İlk hedef ABD üsleri olur. Irak, Suriye ve Ürdün’deki Amerikan varlığı balistik füzeler ve dron saldırılarıyla baskı altına alınır. Ardından İran’ın asıl gücü devreye girer: vekil aktörler. Lübnan’daki Hizbullah, İsrail’i roket yağmuruna tutar. Irak’ta Haşdi Şabi ABD askerlerini hedef alır. Yemen’de Husiler Kızıldeniz’i ve ticaret yollarını kilitler. Suriye hattı yeniden alevlenir. Savaş bir anda tek cepheli olmaktan çıkar, altı-yedi cepheli bölgesel yangına dönüşür.

Bir de Hürmüz Boğazı gerçeği var. Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’si bu dar geçitten taşınıyor. İran’ın burayı tamamen kapatmasına bile gerek yok; tehdit etmesi yeter. Sigorta maliyetleri fırlar, petrol fiyatları zıplar, küresel ekonomi sarsılır.

İsrail faktörü ise tüm denklemi daha da tehlikeli hale getirir. İran vurulursa İsrail kendisini doğrudan hedefte görür. Hizbullah’ın on binlerce roketi Tel Aviv için “varoluşsal risk” anlamına gelir. Bu noktadan sonra ABD istemese bile savaş büyür.  İşte bu yüzden Washington uzun süredir düğmeye basmıyor.

Çünkü böyle bir savaş: Bölgeyi kontrolsüz bir kaosa sürükle ABD asker kayıplarını artırır, Petrol ve küresel ticareti vurur, ABD iç siyasetinde ağır bedel doğurur, Çin ve Rusya’yı sahaya çeker.

Sonuçta ABD’nin bugünkü stratejisi net Baskı, yaptırım, örtülü operasyon ve caydırıcılık. Yani yüksek sesle tehdit, düşük yoğunluklu çatışma… Ne tam barış, ne tam savaş.

ABD İran’ı vurabilir. Ama asıl soru şu: Ortadoğu’yu ateşe verdikten sonra, o ateşi söndürebilir mi? Tarih bu sorunun cevabını pek iyimser vermiyor.

 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.