TRHT: ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’deki Kürt gruplarla ilişkilere dair açıklamaları, Washington’un sahadaki angajmanına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Trump, bir gazetecinin “Suriye’de Kürt haklarının korunmasını sağlamaya devam edecek misiniz?” sorusuna verdiği yanıtta, Kürtlere “çok büyük miktarlarda para, petrol ve başka destekler verildiğini”, ABD’nin Kürtlerle iyi ilişkiler kurduğunu ancak sahadaki eylemlerin “öncelikle kendi çıkarları için” yapıldığını ifade etti. Trump ayrıca, bölgedeki yeni aktörlerle “iyi çalıştıklarını” söyledi.
Bu açıklamalar, ABD’nin Kürt gruplara yönelik koruma ve destek politikasında geri çekilme sinyali olarak yorumlanırken, Türkiye’de bazı şehirlerde yaşanan olaylar kamuoyunda endişe yarattı. Şanlıurfa’da PKK/YPG terör örgütüyle bağlantılı olduğu öne sürülen grupların, teröristlerin fotoğraflarıyla yürüyüş düzenlediği; yürüyüş sırasında güvenlik güçlerine taşlı saldırıların gerçekleştiği bildirildi. Yetkililer olaylara ilişkin soruşturma başlatıldığını açıkladı.


“Sokakta Kim Var, Bedeli Kim Ödüyor?”
Tartışmaların merkezinde, sokaklara çıkan kitlenin profili yer alıyor. İddialara göre yürüyüşlere katılanların önemli bir bölümünü 12–25 yaş aralığındaki gençler ve çocuklar oluşturdu. Bu tablo, “Siyasi çağrıları yapanlar ile bedeli ödeyenler aynı mı?” sorusunu gündeme taşıdı.
Eleştiriler, özellikle bazı siyasetçilerin Rojava’ya destek çağrılarının sahadaki güvenlik risklerini artırdığı ve gençleri tehlikeye attığı yönünde yoğunlaşıyor. Kamuoyunda, “Çağrıyı yapanların çocukları nerede?” sorusu yüksek sesle soruluyor; bu ailelerin çocuklarının Avrupa’da hangi ülkelerde eğitim gördüğü, güvenli ortamlarda yaşamlarını sürdürürken riskin sokaktaki gençlere yüklendiği iddia ediliyor.
ABD’nin Mesajı ve Bölgesel Gerçeklik,

Trump’ın açıklamaları, ABD’nin bölgesel önceliklerini yeniden tanımladığına işaret ederken, sahadaki aktörlerin Washington’un sınırlı ve koşullu desteğini göz ardı ederek toplumsal maliyeti artıran adımlar atmasının sonuçları tartışılıyor. Analistler, dış aktörlerin değişken politikalarına bel bağlamanın, yerel halk için kalıcı güvenlik ve refah üretmediği görüşünde birleşiyor.
“Kürt Halkını Uyandırmak” Çağrısı:

Sivil toplum çevreleri ve bazı kanaat önderleri, tartışmanın özüne dikkat çekiyor: Kürt halkının, kendi geleceğini başkalarının stratejik hesaplarına teslim etmemesi gerektiği. Gençlerin sokak çatışmalarına sürüklenmesi yerine; eğitim, istihdam ve hukuki siyaset kanallarının güçlendirilmesi çağrısı yapılıyor. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve şiddetten uzak durma vurgusu öne çıkıyor.
ABD’den gelen “geri adım” sinyalleri ve sokakta yaşanan gerilim, kimin konuştuğu, kimin bedel ödediği sorusunu daha da yakıcı hale getiriyor. Kamuoyunun beklentisi net: Gençlerin hayatını riske atan çağrılar yerine, akılcı, barışçıl ve halkın gerçek ihtiyaçlarını önceleyen bir siyaset. Kürt halkının geleceği, kısa vadeli sokak gerilimlerinde değil; bilinçli toplumsal duruşta ve hukukun içinde aranıyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.