2019 yılında Sedat Peker’in yaptığı ve o dönem “abartı” denilerek geçiştirilen bir konuşma vardı.
Peker, açık açık şunu söylüyordu:
“ABD Afganistan’ı ve Suriye’yi ele geçirmek için mahvetti. Sırada Venezuela, İran ve Türkiye var.”
Aradan yıllar geçti. O konuşma unutulmadı ama ciddiye de alınmadı.
Ta ki bugünlere kadar…
Geçtiğimiz günlerde Donald Trump, İran’ı merkeze alan sert bir çıkış yaptı. Ardından Türkiye için dikkat çeken bir ifade kullandı:
“Türkiye iyiye gidiyor. Erdoğan’ı beğeniyorum.”
Bu cümle ilk bakışta bir “iltifat” gibi görünebilir.
Ancak ABD siyasetini bilenler için bu tür ifadeler çoğu zaman bir uyarı cümlesidir.
ABD’nin Değişmeyen Dili: Tehdit, Baskı ve Müdahale
ABD basını, Trump’ın son 24 saat içinde 6 ülkeyi açık ya da örtülü şekilde tehdit ettiğini yazdı:
Küba: “Düşmeye yakınlar.”
Venezuela: “Sorumluluk bizde.”
Kolombiya: “Askerî operasyon kulağıma hoş geliyor.”
Meksika: “Bir şeyler yapılmalı.”
İran: “Protestocular öldürülürse sert vururuz.”
Danimarka: “Grönland’a ihtiyacımız var.”
Listeye bakıldığında coğrafya, rejim ya da gerekçe değişiyor;
ama ABD refleksi hiç değişmiyor:
Bana uymazsan, seni zayıflatırım.
Afganistan “demokrasi” gerekçesiyle işgal edildi, geriye yıkım kaldı.
Suriye “terörle mücadele” denilerek parçalandı.
Venezuela yıllardır ambargo ile nefessiz bırakılıyor.
İran sürekli sıcak çatışmanın eşiğinde tutuluyor.
Peki Türkiye?
Türkiye Neden Hedef Olabilir?
Türkiye bugün;
NATO üyesi ama tam bağımsız politika arayışında,
Savunma sanayiinde yerli ve millî hamleler yapıyor,
Karadeniz, Orta Doğu, Kafkaslar ve Doğu Akdeniz’in merkezinde,
Enerji koridorlarının tam ortasında.
ABD açısından bu tablo şu anlama geliyor:
Kontrol edilmesi zor bir müttefik.
Trump’ın “Erdoğan’ı beğeniyorum” demesi bu yüzden masum değil.
ABD tarihinde liderlere edilen övgülerin çoğu, ya öncesinde ya sonrasında ağır baskılarla tamamlanmıştır.
Sedat Peker Ne Demişti, Bugün Ne Oluyor?
2019’da söylenenler bugün birebir sahnede.
O dönem “komplo” denilen senaryolar, bugün ABD başkanının ağzından çıkan cümlelerle örtüşüyor.
Bu noktada asıl soru şu:
Türkiye bu oyunun neresinde duracak?
Afganistan gibi mi yalnız bırakılacak?
Suriye gibi parçalanmak mı istenecek?
Yoksa kendi dengelerini kurabilen, çok yönlü bir güç mü olacak?
Tehlike Söylemde Değil, Sessizlikte
Türkiye için en büyük risk, açık tehditler değil;
“iyi gidiyorsunuz” gibi yumuşak cümlelerin arkasına saklanan stratejilerdir.
Bugün İran konuşuluyor.
Yarın başka bir başlık açılabilir.
Ve Türkiye, her zaman olduğu gibi, haritanın tam ortasında duruyor.
2019’da söylenenleri hafife alanlar,
2025’te yaşananları izlemekle yetinmemeli.
Çünkü dünya düzeninde bir gerçek var:
Hedefe konan ülkeler önce konuşulur, sonra kuşatılır.
Türkiye için mesele; kimin ne dediği değil,
neye hazır olduğudur.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.