Davetiye Unutmak mı, Gazeteciliği Unutmak mı? Erzurum’da garip bir düzen var.
Bazı belediyeler yapmıyor, Valilik yapıyor. Ama nasıl yapıyor?
Şehir merkezinde, her ay aynı masaya oturup aynı pastayı afiyetle yiyen belli başlı medya mensupları var. Bu artık bir basın faaliyeti değil, alışkanlık. Hatta daha ötesi; bir “medya pastası” paylaşımı.
Asıl mesele şu: Bu pastaya herkesin yaklaşmasına izin verilmiyor. Bazı medya mensupları —ki yıllardır sahada olan, kamuoyunu bilgilendiren, doğruyu yazan isimler— bu “pasta yeme şöleni”ne davet edilmemek için adeta Kurtuluş Savaşı’ndaki cephe mücadelesi gibi sistemli bir çabanın hedefi haline getiriliyor.
Nasıl mı? Valilik basın grubunda, birilerinin dolduruşuna gelinerek Sayın Vali’ye eksik davetiye listeleri onaylatılıyor.
Kim çağrılacak, kim çağrılmayacak…
Bu karar, gazetecilik kriterleriyle değil; kulislere taşınan kişisel hesaplarla şekilleniyor. Daha da vahimi şu:
Valilik personeline “Neden ayrım yapıyorsunuz?” diye sorulduğunda, verilen cevap bir devlet ciddiyetine yakışır mı?
“Unuttuk sizi” (gülerek…) Bu bir unutkanlık değil. Bu, bilinçli bir dışlamadır.
Gazetecilik mesleği; davetiye listeleriyle, masa paylaşımlarıyla, kimin sessiz kaldığına bakılarak ölçülemez. Devlet kurumları, hele ki Valilik, medya içinde hakem olmak zorundadır; taraf değil.
Bugün Erzurum’da yapılan şey şudur: Bazı medya mensupları korunuyor, Bazıları sistemli şekilde görmezden geliniyor. Bu, açıkça medya içinde haksız rekabet yaratmaktır.
Yerel yönetimler ve Valilik makamı şunu iyi bilmelidir: Basın, birbirini elemek için kullanılan bir araç değildir. Davetiye, ödül değildir. Gazeteci, lütufla çağrılmaz.
Buradan açıkça soruyorum: Aynı isimlerin sürekli davet edilmesi hangi objektif kritere dayanıyor?
Basın listesini kim hazırlıyor, kim yönlendiriyor?, Sayın Vali’ye sunulan listeler gerçekten tam mı?
Yerel yönetimlere düşen görev nettir: Bu haksız düzene “dur” demek. Çünkü bugün pasta paylaşımında yapılan ayrım, yarın kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasında telafisi zor yaralar açar.
Ve unutulmasın: Gazeteciyi “unutmak”, gerçeği ortadan kaldırmaz.
Yerel Yönetimlerde Medyaya Yaklaşım ve Adalet Sorunu:
Bazı belediyelerin tutumu bu konuda genellenebilir mi bilmiyorum; ancak benim şahsım adına yaşadıklarım, yerel yönetimlerin medyaya yaklaşımındaki ciddi bir sorunu açıkça ortaya koymaktadır.
30 yıllık kamu hizmeti geçmişine sahip, emekli bir polis memuru olarak bu sürenin 15 yılını Basın ve Halkla İlişkiler biriminde fiilen görev yaparak geçirdim. Görev tanımım kapsamında;
her gün basın bülteni hazırlanması,
haber takibi ve basın izleme,
asılsız (asparagas) haberlerin yayından kaldırılması için tekziplerin hazırlanması, matbaa denetimleri gibi doğrudan medya ile iç içe olan sorumluluklar üstlendim.
Emekliliğimin ardından ise son 6 yıldır yerel ve ulusal basında düzenli şekilde haber yayımlayan, sahada aktif çalışan bir gazeteci olarak mesleğimi sürdürmekteyim.
Tüm bu birikim ve emeğe rağmen, bazı belediyelerin medyaya yönelik tutumunda adaletsiz bir paylaşım anlayışı dikkat çekmektedir. Öyle ki; her ay afiyetle yenilen büyük bir pastadan, bana düşen pay üç ayda bir verilen küçücük bir dilimden ibaret kalmaktadır. Bu durum yalnızca şahsımı değil, benzer şartlarda emek veren birçok basın mensubunu da yakından ilgilendirmektedir.
Medya; kamunun gözü, kulağı ve vicdanıdır. Yerel basının güçsüz bırakılması, doğrudan kamuoyunun doğru ve dengeli bilgi alma hakkının zedelenmesi anlamına gelir. Bu nedenle medyada yaşanan bu bölünmüşlük ve ayrımcılığa, artık yerel yönetimlerin adil ve şeffaf bir anlayışla müdahale etmesi gerekmektedir.
Aksi halde sorun bireysel değil, kurumsal bir adaletsizlik olarak büyümeye devam edecektir.
Ya Afedersiniz Atatürk Üniversitesi'de yapıyor. Rektörlük bünyesinde görevli bir öğretim görevlisinin de aynı şekilde Valilik çalışmasına katıldığı kendilerinin de bu ayrımcılığa ortak oldukları bilgisinide hatırlatmak gerekir.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.