Geçtiğimiz günlerde CHP Milletvekili Hasan Öztürkmen, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde yaptığı konuşmada, bazı okullarda Ramazan ayı dolayısıyla düzenlenen programların Anayasa’ya, eğitim bilimine ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu söyledi.
Ben bir vatandaş olarak bu açıklamayı duyduğumda şunu sordum:
Gerçekten öyle mi? Laik bir devlette, çoğunluğu Müslüman olan bir toplumun çocuklarının okullarında Ramazan’la ilgili bir etkinlik yapılması Anayasa’ya aykırı olabilir mi?
Bu meseleyi ideolojik sloganlarla değil, hukuk metinlerine bakarak anlamaya çalıştım.
Anayasa Ne Diyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri, Anayasa’nın 2. maddesinde açıkça belirtilir: Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Buradaki “laiklik” ilkesi, devletin bir dini esas alarak yönetilmemesi anlamına gelir. Yani Türkiye bir şeriat devleti değildir. Ancak laiklik, dinin toplum hayatından tamamen dışlanması anlamına da gelmez.
Madde 24 – Din ve Vicdan Hürriyeti
Anayasa’nın 24. maddesi şunu söyler: Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Din eğitimi ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.
Kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.
Buradan çıkan sonuç şu: Devlet okullarında din eğitimi zaten vardır. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi anayasal zemine sahiptir. O halde mesele, “din var mı yok mu” değil; zorlayıcılık ve tarafgirlik meselesidir.
Laiklik Ne Demek, Ne Demek Değil?
Laiklik: Devletin bir dini dayatmamasıdır. Kamu gücünün dini baskı aracı haline gelmemesidir. İnanan ile inanmayan arasında ayrım yapılmamasıdır. Laiklik dinin yasaklanması değildir.
Laiklik, devletin tarafsız olmasıdır. Eğer bir okulda yapılan Ramazan programı: Katılımı zorunlu kılıyorsa, Katılmayan öğrencileri dışlıyorsa, Farklı inançtaki çocukları baskı altında bırakıyorsa, işte o zaman eşitlik ilkesi (Madde 10) ve laiklik ilkesi tartışmaya açılır.
Ama gönüllülük esasına dayalı, kültürel içerikli bir etkinlik doğrudan Anayasa ihlali midir? Ben buna kesin bir “evet” demekte zorlanıyorum. Ç,ünkü HAYIR
Milli Eğitim Temel Kanunu Ne Diyor?
Milli Eğitim Temel Kanunu eğitimin genel amaçlarını belirler.
Bu kanun: Milli, ahlaki, insani ve kültürel değerleri benimseyen birey yetiştirmeyi hedefler. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık vurgusu yapar. Burada “milli ve manevi değerler” ifadesi özellikle dikkat çekicidir.
Ramazan, bu toplumun tarihsel ve kültürel bir gerçeğidir. Dolayısıyla kültürel çerçevede ele alınması kanuna aykırı değildir. Ancak eğitim bilimsel tarafsızlık ilkesine aykırı şekilde propaganda niteliği taşıyorsa, o ayrı bir tartışmadır.
Uluslararası Çocuk Hakları Açısından
Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşme şunu söyler: Çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlüğü vardır. Devlet, çocuğun yüksek yararını gözetmek zorundadır. Yani mesele yine zorlamadır. Çocuğa bir inanç dayatılıyorsa sorun vardır. Ama kültürel bir bilgi aktarımı yapılıyorsa, bu otomatik olarak sözleşmeye aykırı değildir.
Benim Vicdani Sorum
Ben şuna inanıyorum: Türkiye bir şeriat devleti değildir. Ama Türkiye’nin toplumsal dokusunda din vardır. Bu gerçeği yok sayarak laiklik savunulmaz.
Laiklik, inananı bastırmak değildir.
Laiklik, inanmayanı korumaktır.
Laiklik, devleti hakem yapmaktır.
Eğer okullarda yapılan etkinlikler:
Baskı üretmiyorsa, Ayrımcılık yaratmıyorsa, Çocukları kategorize etmiyorsa, o zaman bunun “Anayasa’ya açıkça aykırı” olduğunu söylemek hukuken zayıf bir iddia olur.
Ama devlet eliyle dini kimlik inşa edilmeye başlanırsa, işte o zaman ben de aynı kürsüden itiraz ederim.
Asıl Sormamız Gereken Soru
Sorun “Ramazan etkinliği” mi? Yoksa “devletin tarafsızlığı” mı? Benim için mesele şudur:
Devlet tüm inançlara eşit mesafede mi? Katılmayan öğrenci kendini güvende hissediyor mu? Okul, eğitim kurumu olarak kalıyor mu?
Eğer bu sorulara “evet” diyebiliyorsak, kriz üretmeye gerek yoktur. Ama “hayır” diyorsak, o zaman hukuk konuşur.
Bu konuyla ilgili Son Sözüm
Ben bu ülkenin hukuk düzenine güveniyor ve inanıyorum. Ama aynı zamanda bu toplumun kültürel gerçekliğini inkâr ederek laiklik savunulamayacağını düşünüyorum. Anayasa’yı ideolojik slogan haline getirmek yerine, maddeleriyle konuşalım.
Laiklik korkuyla değil, özgürlükle yaşar. Ve unutmayalım: Çocuklarımızın ihtiyacı olan şey ideolojik kavga değil, adil ve güvenli bir eğitim ortamıdır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.