Bugün, 30 Ocak 2026 Cuma

Sakık TBMM'de itiraflarda bulundu bunlarda benim itiraflarım

Benim İtiraflarım: Meclis Kürsüsünde Söylenenler, Yollarda Kalanlar

Tarih: 16.01.2026 15:47 Güncelleme: 16.01.2026 15:47
Sakık TBMM

Bazı anlatılar vardır; söyleyen için bir hatıra, dinleyen için ise bir yüzleşmedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde dile getirilen kimi sözler de böyledir. Hukuken bir suç kabulü sayılmayabilir; ancak kamu vicdanında “itiraf” olarak yankılanabilir.

DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık’ın TBMM’de yaptığı konuşmayı bu gözle dinledim. Anlatılanlar bir mahkeme beyanı değil, siyasi bir konuşmaydı. Ancak dile getirilenlerin toplamı, benim açımdan, örgütle bağların inkâr edilmediği bir geçmişin kabulü anlamına geliyordu. Bu nedenle bu yazıda kullanacağım “itiraf” kelimesi, hukuki değil; vicdani ve kişisel bir değerlendirmedir.

Sakık’ın kız kardeşi Adife Sakık, 1985 yılında PKK ile güvenlik güçleri arasında yaşanan bir çatışmada hayatını kaybetmiştir.
Ağabeyi Abdulsamet Sakık, 3 Kasım 1992’de Gaziantep’te HEP İl Başkanı olduğu dönemde silahlı bir saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir.

Ve en çarpıcı isim: Şemdin Sakık. “Kod adı Parmaksız Zeki.” PKK’nın eski üst düzey yöneticilerinden biri. 1993 Bingöl saldırısı dâhil olmak üzere çok sayıda silahlı eylemin planlanması ve yönetilmesiyle ilişkilendirilmiş bir isim.

24 Mayıs 1993’te, Elazığ–Bingöl karayolunda, silahsız 33 askerin hayatını kaybettiği saldırı Türkiye’nin hafızasına kazınmıştır. Şemdin Sakık, bu saldırı dâhil olmak üzere 251 silahlı eylemden sorumlu tutulmuş, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmış, idam cezasına çarptırılmış; cezası daha sonra müebbet hapse çevrilmiştir. Bu hususlar yargı kararlarıyla kayıt altındadır.

Bu noktada kişisel bir tanıklığı paylaşmak zorundayım.

O tarihte, Elazığ Polis Okulu’nda eğitim görüyordum. 24 Mayıs 1993 günü, arkadaşlarımla birlikte Erzurum’a gitmeyi planlıyorduk. Güzergâhımız, o saldırının gerçekleştiği Elazığ–Bingöl yolu olacaktı. Yolcu otobüsüyle çıkacaktık yola. Ancak son anda, bir gün erteleme kararı aldık.

Bir gün sonra yola çıktık. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu düşünüyorum: Demek ki ecelimiz o gün gelmemişti.

Eğer o gün yola çıksaydık, belki ben, belki yanımdaki arkadaşlarım, bugün hayatta olmayacaktı. Belki de biz de o yolun istatistiklerinden biri olacaktık.

Terör, bazen sadece hedef aldığını değil; yolundan geçen ihtimali de öldürür.

1993–1995 yılları arasında Muş’ta polis memuru olarak görev yaptığım dönemde ise, görev yaptığım şubenin tam karşısında Sakık ailesine ait olduğu bilinen bir ev bulunurdu. Ev kapalıydı. Uzun süre boyunca kimsenin girip çıktığı görülmezdi. İçeride kimsenin yaşamadığı bilinir, çevrede de bu şekilde konuşulurdu. Bu bir iddia değil; o dönemin güvenlik atmosferi içinde sıradan bir gözlemdi.

Bugün Meclis kürsüsünde anlatılanlarla; o kapalı ev, o boş yol ve o yarım kalan yolculuk aynı hafızada birleşiyor.

Bu ülkede terör, yalnızca dağlarda yaşanmadı. Yollarda yaşandı. Otobüslerde, karakollarda, evlere dönülemeyen akşamlarda yaşandı. Benim için bu konuşmada dile getirilenler, hukuki anlamda bir itiraf değildir.
Ama geçmişle arasına mesafe koymayan bir duruşun kabulüdür.

Bu nedenle altını çizerek söylüyorum: Bunlar bir mahkemenin değil, benim vicdanımın itiraflarıdır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.