Geçtiğimiz günlerde DEM Parti milletvekillerinin, Suriye Ordusu’nun YPG/SDG’ye yönelik operasyonunu TBMM’de protesto etmesi, bu soruyu yeniden ve daha yüksek sesle sordurttu. Çünkü protesto edilen şey sıradan bir askeri operasyon değil; Türkiye’nin de terör örgütü olarak tanımladığı PKK’nın Suriye koluna yönelik bir müdahaleydi.
Şimdi durup düşünelim. Türkiye’de “PKK’ya karşıyız” diyenlerin, Suriye’de PKK’nın fiili hâkimiyet kurduğu bölgelerin askeri hedef alınmasına karşı çıkması, neyi ima ediyor? Coğrafya Değişince Terör de mi Değişiyor?
PKK, Türkiye’de terör örgütü Aynı yapı, Suriye’de YPG adıyla karşımıza çıkıyor. Kadro aynı, ideoloji aynı, silah aynı, hedef aynı. Ama söylem bir anda değişiyor.
Türkiye sınırları içinde silah kullanan PKK “terörist”, Suriye’de bayrak değiştiren aynı yapı “yerel güç”, Ona karşı yapılan operasyon ise “protesto edilmesi gereken bir saldırı” oluyor.
Bu nasıl bir çelişkidir? Eğer gerçekten “PKK terörü bitsin” deniyorsa, bunun coğrafi bir şartı olmamalı. Terörist, pasaportuna ya da bulunduğu ülkeye göre tanımlanmaz. Terör, nerede örgütlenirse örgütlensin, aynı tehdittir.
Protesto Edilen Şey Ne? DEM Parti’nin protestosunda dikkat çeken nokta şudur:
Ortada sivil katliamı, etnik temizlik ya da uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bir tablo yokken, doğrudan YPG/SDG hedef alınmasına tepki gösterilmiştir.
Bu tepki, şu soruyu kaçınılmaz kılıyor: Bu protesto, siviller için mi yapıldı, yoksa PKK’nın Suriye’deki alan hakimiyetinin zarar görmesinden duyulan rahatsızlık mı dile getirildi?
Eğer mesele sivillerse, neden YPG’nin yıllardır bölgedeki Arap ve Kürt sivillere uyguladığı baskılar aynı kararlılıkla gündeme taşınmadı? Eğer mesele barışsa, neden silahlı bir örgütün devletleşme çabasına karşı çıkılmıyor?
Türkiye’de Barış, Suriye’de Dokunulmazlık mı? Türkiye’de “silahlar sussun” çağrısı yapanların, Suriye’de silahı elinde tutan aynı yapıya yönelik operasyonlara karşı durması, samimi bir barış talebiyle açıklanamaz.
Bu, daha çok şu anlama geliyor: PKK Türkiye’de silah bırakmalı ama Suriye’de silahla güç kazanmalı. Bu ise barış değil, çifte standarttır.
Türkiye’de akan kanın durmasını isteyenlerin, bu kanın beslendiği kaynaklara karşı da aynı netlikte durması gerekir. Aksi hâlde verilen mesaj şudur: “Terör bitsin ama bizim kontrolümüzde kalsın.”
Asıl Sorun: Açık Konuşamamak, Türkiye’de bu tartışmaların kilitlendiği nokta tam da burasıdır. Bazı siyasal aktörler, PKK ile arasına net bir mesafe koymadan, barış söylemi üretmeye çalışıyor. Bu da her kritik anda aynı soruyu yeniden gündeme getiriyor: Gerçekten teröre mi karşısınız, yoksa sadece Türkiye’deki sonuçlarına mı?
Suriye Ordusu’nun YPG’ye yönelik operasyonunu protesto etmek, bu soruya verilen cevabın satır arasıdır.
Sonuç Yerine, Terör, bir yerde meşru, başka bir yerde gayrimeşru olmaz. PKK, Türkiye’de kötüyse Suriye’de de kötüdür. Silah, sınır geçince barış aracı hâline gelmez.
Türkiye’de terörün bitmesini isteyenlerin, Suriye’deki uzantılarının da dağılmasını istemesi gerekir. Aksi hâlde söylenen her “barış” cümlesi, yarım kalır; her protesto, yeni bir şüphe doğurur. Ve toplum şu soruyu sormaya devam eder:
PKK nerede terörist, nerede müttefik?
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.