Bugün, 4 Mart 2026 Çarşamba

Washington’dan Diyarbakır’a:

ABD Başkanlarının Türkiye’deki Kürtler Üzerine Yaklaşımı

Tarih: 04.03.2026 05:59 Güncelleme: 04.03.2026 05:59
Washington’dan Diyarbakır’a:

Türkiye’de Kürt meselesi konuşulurken çoğu zaman gözler yalnızca Ankara’ya çevriliyor. Oysa ben uzun süredir şu kanaatteyim: Bu mesele, sadece Türkiye’nin iç dinamikleriyle değil, aynı zamanda Washington’daki yönetimlerin tercihleriyle de şekilleniyor. ABD başkanlarının doğrudan Türkiye’deki Kürtlere yönelik bir “iç politika programı” olmasa da, attıkları adımların Türkiye’deki Kürt toplumu üzerinde dolaylı ama güçlü etkileri oldu.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, üç başkan üzerinden bu tabloyu daha net okunabiliyor : Barack Obama, Donald Trump ve Joe Biden.

Obama Dönemi: Dolaylı Etki, Bölgesel İşbirliği

Obama döneminde ABD’nin odağı Türkiye’deki Kürtlerden ziyade Irak ve Suriye’deki Kürt aktörlerdi. Özellikle 2014’ten sonra Islamic State’e karşı mücadelede Kürt güçleri ABD’nin sahadaki en önemli ortakları haline gelmişti.

Benim gözlemim şu: Washington’un Suriye’de YPG/SDG ile kurduğu askeri ilişki, Türkiye’deki Kürt meselesini de dolaylı olarak etkiledi. Ankara, bu işbirliğini güvenlik tehdidi olarak algıladı; Kürt kamuoyunun bir kısmı ise bunu uluslararası görünürlük olarak değerlendirdi.

Obama yönetimi Türkiye ile ilişkileri koparmamaya özen gösterdi. NATO dengesi korunmaya çalışıldı. Ancak sahadaki tercih, Türkiye’deki güvenlik politikalarının daha sertleşmesine zemin hazırladı. Yani Obama dönemi, doğrudan Türkiye’deki Kürtlere yönelik bir açılım değil; fakat bölgesel politikalar üzerinden Türkiye iç siyasetini etkileyen bir dönem oldu.

Biden Dönemi: Kurumsal Devamlılık ve İnsan Hakları Söylemi

Biden döneminde söylem değişti ama temel denge korunmaya devam etti. ABD, Suriye’nin kuzeyindeki sınırlı askeri varlığını sürdürdü ve SDG ile işbirliğini devam ettirdi. Ancak Türkiye ile NATO ilişkileri de gözetildi.

Biden’ın Türkiye’ye yönelik demokrasi ve insan hakları vurgusu, Türkiye’deki Kürt meselesi bağlamında daha dikkatle izlenen bir unsur oldu. Fakat pratikte ABD’nin Türkiye iç siyasetini dönüştürmeye yönelik doğrudan bir müdahalesi olmadı.

Ben burada şunu görüyorum: Biden yönetimi Kürt meselesini değerler söylemi üzerinden ele alsa da, güvenlik ve ittifak dengesi her zaman öncelikli kaldı.

Ve Trump Dönemi: Dalgalı ve Kişisel Diplomasi

Trump dönemini ben daha çok “belirsizlik dönemi” olarak görüyorum. Trump bir yandan Kürtlerin IŞİD’e karşı “büyük bedel ödediğini” söylerken, diğer yandan ABD askerlerini Suriye’den çekme kararı aldı.

Bu karar, Türkiye’deki Kürtler açısından psikolojik bir kırılma yarattı. Çünkü ABD’nin sahadan çekilmesi, Kürt hareketinin uluslararası destek algısını zayıflattı. Trump’ın yaklaşımı ideolojik değildi; tamamen “Amerika Önce” çizgisindeydi. Türkiye ile ekonomik yaptırım tehditleri savurdu ama kalıcı bir stratejik çerçeve ortaya koymadı. Benim değerlendirmem şu: Trump döneminde ABD, Kürtleri stratejik ortak değil, taktiksel aktör olarak gördüğünü daha açık biçimde gösterdi.

Stratejik Ortak mı, Jeopolitik Denge Unsuru mu?

Kendi kanaatim şu: ABD başkanlarının hiçbiri Türkiye’deki Kürtler için bağımsız bir siyasi statü ya da doğrudan bir çözüm modeli önermedi. Washington’un temel önceliği her zaman şu oldu:

Bölgesel güvenlik

IŞİD’le mücadele

Türkiye ile NATO dengesi

Kürtler ise bu denklemde çoğu zaman bir “denge unsuru” olarak yer aldı.

Bugün Türkiye’de “Terörsüz Türkiye” gibi başlıklar konuşulurken, dış faktörlerin etkisini göz ardı edemeyiz. Ancak nihai çözümün Washington’dan değil, Ankara ile Türkiye toplumunun kendi iç diyaloğundan çıkacağına inanıyorum. Çünkü dış aktörler yön verir; ama kalıcı barışı ancak içeride kurulan siyasi irade sağlar.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.