Bu ülkede seçimler gelir geçer, afişler sökülür, meydanlar boşalır ama bir şey hiç değişmez:
Kazanan da kaybeden de ertesi gün şikâyete başlar.
Türkiye’nin siyasi fotoğrafına uzaktan baktığınızda tablo neredeyse yüz yıldır aynı.
Bir yanda şehirlerin vitrininde duran, görece varlıklı, sosyetik ve eğitimli kesim…
Sandıkta “sol” diye anılan partilerin, özellikle CHP’nin saflarında yer alır.
Diğer yanda ise Anadolu’nun omurgası sayılan; asgari ücretli, emekli, memur, işçi ve işsiz…
Hayatla boğuşan bu kalabalık, kendini çoğunlukla “sağ” diye tarif edilen Cumhur İttifakı ve benzeri partilerin yanında bulur.
Sandık başında yollar ayrılır,
sandık kapandıktan sonra dertler birleşir.
Çünkü sonuçlar açıklanınca, herkes aynı cümleyi kurar:
“Biz yine beklediğimizi bulamadık.”
Atalar boşuna dememiş:
“Davulun sesi uzaktan hoş gelir.”
İktidar uzaktayken umut, yaklaştığında sorumluluktur.
Muhalefet uzaktayken hayal, yaklaştığında hayal kırıklığıdır.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Anadolu’da siyasi denge neredeyse hiç şaşmadı.
Sebebini merak edip araştıranlar oldu;
sosyologlar yazdı, siyaset bilimciler tartıştı, gazeteciler dosyalar hazırladı.
Ama toplumun geniş bir kesimi için cevap hep aynı kaldı:
“Aman bana ne… Böyle gelmiş, böyle gider.”
İşte asıl düğüm tam burada atılıyor.
Çünkü bu topraklarda kader çoğu zaman tevekkülle karıştırıldı.
Hakkını aramak “boş iş”, sorgulamak “tehlike”,
itiraz etmek “nankörlük” sayıldı.
“Sürüden ayrılanı kurt kapar” korkusu,
“Aman düzen bozulmasın” sessizliğine dönüştü.
Oysa sandık, sadece oy atılan bir kutu değil;
aynı zamanda vicdanın terazisidir.
Ama biz teraziyi kuruyor, sonra tartıya bakmadan dağılıyoruz.
Zengin, fakiri suçlar; fakir, zengini.
Solcu sağcıyı, sağcı solcuyu.
Herkes birbirini konuşur, kimse kendini dinlemez.
Şairin dediği gibi:
“Aynı gökyüzünün altında, farklı kaderlere razı edilmişiz.”
Belki de sorun partilerde değil sadece. Belki de mesele,
şikâyeti alışkanlık, sorgulamayı lüks gören bir toplum olmamızda. Belki de bu yüzden her seçimden sonra aynı cümle yankılanıyor kahvehanelerde, evlerde, sosyal medyada:
“Değişen bir şey yok.”
Ama asıl soru şu: Değişmesini gerçekten istiyor muyuz, yoksa değişmemesini mi kabullendik?
Çünkü bu ülkede herkes kaderine razı oldukça, sandık değişir… iktidar değişir…
ama şikâyet hiç değişmez.
